Beynin Yazı Yazma Bölümü - Grafolojibilirkisi

İçeriğe git

Ana menü:

Grafoloji Eğitimleri Hakkında
Son günlerde  bazı özel kuruluşlarca açılan Grafoloji eğitimine katılarak 6 gün, 15 gün ve 21 gün gibi eğitimler neticesinde alacakları belge ile Mahkemelerde bilirkişilik...


CMK 67. Madde ve HMK Md.293/1
MK 67. Madde 6. bendindeki “Cumhuriyet savcısı, katılan, vekili, şüpheli veya sanık, müdafii veya kanunî temsilci, yargılama konusu olayla ilgili olarak veya bilirkişi ...


Özel Bilgilerde Dolandırıcılık
Cep telefonu hattı alırken, herhangi bir yere nüfus cüzdanı fotokopisi bırakırken dikkatli olmanız gerekiyor...



BEYNİN YAZI YAZMA BÖLÜMÜ


Beynin “yazı yazma” bölümü kesin olarak belirlenmiştir.

Beynin “yazı yazma” bölümü bu güne kadar kesin olarak söylenemiyordu. Ancak,
Fransız Le Nouvel Observateur dergisininin (28.08.2009) internet sitesinde konuya ilişkin makale yayınlandı.
Yayınlanan bu makaleye göre; Fransız bilim adamları beynin sözü (soyut kodun) yazıya (somut koda) dönüştürülmesini sağlayan beynin küçük bölümünü belirlemeyi başarmışlar.  
Ayrıca, bu konuda ig.haberbaz.com (30 Ağustos 2009) adresindeki bilgilerde aşağı çıkarılmıştır.
“19. yüzyılda Avusturyalı bilim adamı Seigmund Exner'in yazının yazılmasına ilişkin beyindeki bölgeyi bulduğunu, ancak bu bölgenin sınırlarının belirlenemediğini ifade eden Jean-François Demonet ve ekibi, beynin bu bölümünü araştırmak üzere kolları sıvadı. Kötü huylu beyin tümörünü alırken beyindeki konuşmaya ilişkin bölüme dokunmamak için hastalarını uyandıran, bu sırada konuşmadaki rolünü anlamak için bir elektrot yardımıyla beyin korteksindeki kimi belirli bölgeleri "devre dışı bırakan" beyin cerrahı Franck-Emmanuel Roux'dan da yardım aldı. Hastaların onayı alındıktan sonra araştırmacılar bu yöntemi kullanarak yalnızca konuşma değil yazı yazma becerisini de inceledi. Bilim adamları, birkaç milimetrekarelik alanın, "devre dışı bırakıldığında", hastaların ellerini oynatabilse de tek bir harf bile yazamadığını gördü.
Bununla birlikte araştırmacılar, 12 sağlak ve 12 solağın beyninin MR'ını çekti. Bu araştırma ve önceki araştırmanın verileri birbirini tuttu. Bilim adamları, sağ eliyle yazı yazanlarda alanın, beyindeki konuşma ve yazı yazılan eli kontrol eden bölgenin de bulunduğu beynin sol bölümünde bulunduğunu bildirdiler. Bu sonuçlar disleksi (dinleme, konuşma, okuma, yazma, akıl yürütme ile matematik yeteneklerinin kazanılmasında ve kullanılmasında önemli güçlüklerle kendini gösteren öğrenme bozukluğu) uzmanları olan bilim adamlarına yeni bir araştırmanın da yolunu açtı.
Disleksik yetişkinlerin katıldığı araştırmanın sonuçları, belirlenen küçük bölümün işlevinin sınırlı olduğunu da gösterdi. “
Bilime ve dolaylı olarak da insanlığa faydalı olan tüm araştırmacılara minnettarlık duyarım.


NÖRON: Algıların toplanmasından, bunların sinir uyarılarına aktarılıp işlenmesinden sorumlu sinir hücresidir. İnsanoğlunun beynin de yüz milyar civarında nöron vardır. Hücre uzantıları sayesinde (Akson ve Dendrit) diğer sinir hücreleri ile iletişim kurarlar. Beyinde uzmanlaştıkları görevlere göre sinir hücresi tipleri şöyledir.
Duyu Nöronları (aferent neronlar); duyu reseptöründen aldığı uyarıları merkezi sinir sistemine (beyin ve omirilik) taşır.
Ara Nöronlar (eferent neronlar); bu nöronlar merkezi sinir sisteminde bulunurlar duyu nöronlarıyla gelen bilgileri kıymetlendirir sonuçları motor nörona aktarırılar.
Motor Nöronlar; Ara nöronlardan aldıkları bilgileri kas ve salgı bezi gibi yapılara taşırlar. Böylece kas ve salgı bezleri motor nöronların etkisiyle faaliyete geçer.
Soru:
1. Nöron sayıları artırılırsa Beyin işlevi artar mı ?
2. Bir yazılım üstüne yeni yazılım eklendiğinde eski bilgilerin kaybolma ihtimali örneğine göre yeni nöronlar devreye girdiğinde eski bilgiler unutulur mu ?
3. Nöronlar algılara göre işleve giriyorsa duygulara göre de işlev kazanır mı ?
4. Yaşlanmaya bağlı olarak nöronlarda da yaşlanma ya da sayılarında azalma oluyor mu?
5. Zaman içerisinde insan hafızasındaki yaşlanmaya bağlı olan duraksama ve gerileme Nöron sayıları artırılır ve genç tutulursa doğru orantılı olarak insan beyni daha güçlenebilecek mi?
6. Hücre kopyalaması doku karmaşasına giden bir bilmeceye mi dönüşüyor?
İnsanoğlu, bilim dünyası geliştikçe buna benzer birçok sorular üretmeye başlayacaktır.


BEYİN FONKSİYONLARININ ÜRÜNÜ OLAN EL YAZILARI VE
İMZANIN EVRELERİ VE BU OLUŞUMA ETKİ EDEN FAKTÖRLER:
SİNİR SİTEMİNİN BİYOLOJİSİ , BEYİN-YAZI-İMZA ANATOMİSİ:
Beyin; spinal kord ve sinirler, vücuda doğru uzanarak (uzantıları ile birlikte) sinir sistemini oluşturur. Sinir sistemi yapısında iki ayrı parçayı içermektedir:
A-Santral (merkezi)sinir sistemi; B-Periferik Sinir Sistemi.
Merkezi sinir sistemi; beyin ve spinal kordu (omurilik)ihtiva etmektedir. Periferik sinir sistemi ise beyin ve spinal kordu vücudun uç kısımlarına bağlayan sinirler ve uzantılarından oluşur.
BEYİN: Beyin fonksiyonları halen sınırlı olarak bilinmekte ve bir sır olarak kalmaktadır. Beyinden düşünceler, davranışlar, hafızalar, duygusal durum, hareketler, inançlar… gibi fonksiyonlar ortaya çıkmaktadır. Beyin; aynı zamanda düşüncenin ve vücudun uç kısım hareketlerini kontrol eden bir merkez konumundadır. Beyin; hareket etme, dokunma, koklama, işitme, görme ve duyma gibi fonksiyonları koordine eder. Bu aynı zamanda kişinin kelimeleri şekillendirmesini, dil yeteneğini, kelimeleri anlamayı, sayıları düzenlemeyi, saymayı, müzik yapmayı, kompoze etmeyi, geometrik şekilleri görmeyi, tanımayı, anlamayı ve iletişim kurmayı sağlar. Aynı zamanda beyin plan kurma ve hayal etme yeteneğine de sahiptir.
Beyin iç organlardan gelen stimulusları (uyarıları) sıraya koyar, gözden geçirir, bütün uyarıları alır, vücut yüzeyi, gözler, kulaklar ve burundan gelen stimulusları düzenler. Daha sonra bu uyaranlara karşı vücudun pozisyonunu düzelterek yanıt verir; iç organların fonksiyonlarını ve çalışma hızını ayarlar. Beyin ayrıca da ruhsal durumu ve alarma geçme hallerini de düzenlemektedir.
Şimdiye dek hiçbir bilgisayar insan beyninin bu kapasitesine yetişecek, izleyecek düzeye yaklaşmamıştır. İnsan beyni tüm kan dolaşımına pompalanan kanın (kalbin dakika pompa hacminin %20 kadarını kullanır.) Bu kanın 10 saniyeden daha uzun süre duraklaması şuurluluk durumunun kaybolmasına ve bayılmaya sebep olur.(senkop)
Oksijen kaybı ya da azlığı, anormal düzeyde düşük kan şekeri düzeyi, toksik maddeler saniyeler içerisinde; beynin fonksiyon olumsuz etkiler; ancak beyin genellikle bu problemlerle baş edebilecek savunma mekanizmalarına da  sahiptir.
Beyin üç anatomik yapıdan oluşur:
1-Serebrum
2-Beyin kökü
3-Serebellum
Serebrum sağ ve sol hemisfer olmak üzere; ki bunlar ortada corpus callosum diye adlandırılan sinir lifler demeti ile birbirlerine bağlanmıştır; yoğun kütlesel dokudan oluşmaktadır. Aynı zamanda serebrum frontal, paryetal, oksipital, temporal loblar olmak üzere bölümlere ayrılmıştır.
Frontal loblar; konuşma, ruhi durum, düşünce, geleceğe ait planlar yapma gibi motor davranışları kontrol etmektedir. Birçok kişide dilin kullanılması ve kontrolü baskın olarak dominant sol frontal lobda yerleşmiştir.
Parietal loblar vücut hareketlerini kontrol eden ve vücudun uç kısımlarından uyarı alan duyusal içeriklidirler.
Oksipital loblar görmeyi düzenler. Temporal loblar hafıza ve emosyonları yönetmektedir. Onlar, kişilerin diğer kişi ve objeleri farketmesini uzun ve kısa süreli kalıcı hafıza işlevlerini, iletişim ve hareketleri sağlar. Sinir hücrelerinin toplanması beyin tabanından, bazal ganglionlar talamus ve hipotalamus diye adlandırılan yapılara doğru uzanmaktadır. Bazal ganglionlar hareketlerin problemsiz bir şekilde, rahatça yapılmasına yardımcı olur, talamus genellikle beynin en yüksek seviyesinden gelen serebral kortexden ve giden duysal mesajları alır ve düzenler. Hipotalamus ise uyku kontrolü, uyanıklık durumu gibi vücudun daha fazla otonomik fonksiyonlarını koordine eder ve vücut temperatürünü, vücudun su dengesini düzenleyip ayarlamaktadır (termoregülasyon ve otoregülasyon).
Bunun dışında beynin ilavesi olarak omurilik, omurilik kanalı, periferik sinirler bir iletinin kortex alanından vücudun en uç kısmına olan elektriksel iletisinde rol oynayıp, motor işlevlerin yerine getirilmesinde bir iletici ara yol olarak bulunurlar.
Değişik bir sınıflamaya göre beyin yukarıdan aşağıya olmak üzere 5 bölüme ayrılabilir; Myensefalon(bulbus ve medulla oblangata) (=üstbeyin), metensefalon (serebrum, pons) (=ara beyin), Mesensefalon (=orta beyin), Diensefalon(=alt beyin), telensefalon (=beyin sapı).
El yazısı ve imza insan elinin motor bir fonksiyonu olarak ortaya çıkan ve kişiye özgü bir yapılış gösterdiğinden adli tıbbı ve adli bilimleri  ilgilendiren bir konudur. El yazısı kişinin kültür durumuna, becerisine, yeteneğine, egzersiz yapmış olmasına, alışkanlığına, dikkat ve itina derecesine göre değişiklik gösterir.
Alfabede el yazılarının klasik tipleri olmakla birlikte yazı tipi hangisi olursa olsun herkes kendisine göre gelişim evrelerinde yazısına bir şekil vermiştir. Verilen şekilsel grafik hiçbir zaman aynı tarz ve düzende olmayacaktır. Çünkü yazıyı beyin yazdığına göre belli bir zaman süreci içinde çok fazla şeyleri düşündüğümüzde o anki zamanda yazılan el yazı ve atılan imza daima farklı olacak; ancak beynin denetimi altında bulunan fiziksel el hareketleri ile yazı oluşumunda değişmeyen unsurlar (baskı şiddeti, harf karakteri, harf ara mesafe oranları, büyük harf teşkil şekilleri vs.) bu unsurlar ömür boyu genetik yapı özelliği gibi kendimize özgü bir şifre gibi el yazılarımız ve imzalarımızda saklı kalacaktır.
Geçici olarak kendimizi kontrol altına alıp, yazımızı ve imzamızı farklı yapmaya bir müddet devam edebiliriz ancak bu işlemi sürekli olarak yapmamız mümkün değildir. Bir müddet sonra bilinçli olan dikkat ve kontrol olayı hemen kontrol dışına kendiliğinden çıkıp, el yazıları ve imzalar doğal seyrinde oluşmaya devam edecektir. Bu oluşum esnasında tüm fiziksel unsurlar da etkili olacaktır (Yazma pozisyonları-ayakta-oturarak yazma gibi).
           Adli yönden el yazıları ve imza incelemelerinde el yazıları ve imzaların kime ait olduğu sıklıkla sorulmaktadır. O zaman sorun teşkil eden yazı ve imza ile; standart yazı ve imza mukayese edilip kıyaslanarak kime ait olduğu araştırılır. Sorun teşkil eden yazı; kişinin bir etki altında olmadan her zaman yazdığı ve kendisine özgü belli karakter özellikleri gösteren samimi yazı stili ile standart yazısı mukayese edilmektedir. Yazının adli amaçlı kriminal yönden incelemesi donanımlı laboratuvar ortamında yapılır ve mukayese için teker teker harfler, heceler, kelimeler sırasıyla matematiksel verilerle incelenir. Yazının genel görüntüsüne, analitik yapı ölçülerine, grafometrik esaslara, yazıda değişmeyen ana unsurlara bakılır. İmza da bir çeşit yazıdır. Bazı imzalarda harfler okunur. Bazı imzalar bir resim şeklindedir, kavisler ve çizgiler bulunur; hatta bir dairesel şekil veya basit bir çizgiden ibarettir. Kriminal incelemelerde en zor hususlar bu tip imzaların incelenmesidir.
Yazıyı etkileyen dış faktörler bilhassa fiziksel olabilmektedir (ilave). Ayrıca kişinin ruhsal durumu ve hastalıklar ile  bazı patolojik durumlarda yazı etkilenmektedir. Örneğin kronik (süregen) karaciğer hastalığı (siroz gibi..) ilk olarak kişinin yazı karakterinde bozulmalar gözlenir. Bazı kas hastalıklarında da, (kas gerginliği azalacağından ve kas çabuk yorulacağı için) yazıda bozulmalar görülür ve bu durumda  kişinin imzası da değişebilmektedir.
Alkolizm (toksik seviye artışı); kurşun zehirlenmesi (akü sanayinde çalışan işçilerde), uyuşturucu madde etkisi altında olan kişilerin yazılarında bozulmalar görülür, dolayısıyla imza da değişiklik göstermektedir.
Üst beyin, beynin dış kabuğu ve diğer beyin bölgelerinin iştiraki ile çevresel ve fiziki koşullarda etkin olmak üzere yazının oluşumu ve imza (tablo-ilave) extremitenin en uç bir motor   fonksiyonu olarak oluşur.(el, kol, parmaklar, kas yapısı bir araya gelip; kortexin motor ve sensoryel uyarılarının merkezden extremitelere gamma reseptörlerle elektrik uyarı göndererek, bu uyarı sonrasında el yazısı ve imzayı oluşturan hareket meydana getirir.
Belge üzerinde bir yazı incelendiğinde o yazının kime ait olduğu cinsiyeti, kullanılan sözcüklerin yapısı ve diğer linguistik özellikleri değerlendirildiğinde yazı yazan hakkında geniş ölçüde bilgi sahibi olunur. Demek ki yazı stili ve yazının bütünlüğü fiziksel dış etkenler ile ruhsal durumun bir bileşkesi durumundadır. O halde el yazıları ve imza, beynin bir ürünü olup, kişinin fizyolojik, psikolojik, sosyo-kültürel gelişim ve zamana bağlı değişim evreleri ile orantılı olduğu söylenebilir. Gençlik dönemlerinde vücudun hareketliliği ile bu dönemde yazılan el yazıları ve imzalarda normal üstü akıcılık ve hız özellikleri ağırlıklı olarak göze çarpmaktadır. Ortam değişimlerinde bile genel karakterlerin bazıları yazılarda görülmemesine rağmen, yazı ve imzalarda hız, baskı tarzı (basınç)ta önemli değişikliğin görüldüğü tespit edilmiştir.
Ancak belli bir zaman dilimi sonunda (ileri yaşlarda) kişide görülen canlılık ve hareketlilik aktivitelerin azalmakta daha doğrusu vücutta yorulmalara bağlı kaslarda gevşeme, hız azalımı, canlılık ve akıcı şekilde seyreden yazılarda yavaşlama, yazı harflerinde keskin köşeler yerine oval ya da elips şeklinde oluşumlar gözlenmektedir.
Zamana bağlı olarak el yazı ve imzaların temel yapısını oluşturan detay ve içeriklerde sürekli deformasyonlar (dağınıklıklar) meydana geldiği, yazı ve imzalarda büyük ölçüde değişim gözlendiği, gençlik dönemlerinde oluşan figürlerin ilerlemiş yaş dönemlerinde çizgisel duruma dönüştüğü yapılan inceleme ve araştırmalardan anlaşılmaktadır. Belge incelemelerde sadece el yazı ve imza karşılaştırılması yanında şüpheli olaylarda yazı ve imzanın hangi ortam ve koşullarda düzenlendiği önemli olduğundan, bunun üzerinde durulması gerekir.
Öte yandan grafoloji ile adli grafoloji arasında bazı farklılıklar gözlenir. Grafoloji el yazısı ve imza incelemelerinde kişilik yapısı, karakter hakkında bilgiler öne sürerken; adli grafoloji sadece yazının aynı el ürünü olup olmadığına ya da başka bir deyişle aynı elden çıkıp çıkmadığıyla ilgilenir.
Grafolojiye göre insanın yazma isteği her zaman aynı düzeyde değildir. Duygu çoştuluğu, mutluluk, öfke, keder gibi durumlarda yazı olağandan farklı fiziksel bir değişim gösterir. Ancak adli grafoloji bunlarla ilgilenmez sadece adliyeye intikal eden yazı ve imzanın aynı kişiye ait olup olmadığını araştırır. Bu durumda belli bir metodla yazı ve imzalar matematiksel tarzda ele alınarak incelenir. Kaynak: El Yazıları ve İmzaların Kriminal Yönden İncelenmesi Yazar Grafoloji ve Sahtecilik Uzmanı Şahin İPLİKÇİ hocama çalışmalarından dolayı teşekkür ediyorum.
Follow Me on Pinterest
 
İçeriğe dön | Ana menüye dön